Dolunayım profil fotoğrafı

@Dolunayım

O gün, herkesi birer birer o 64 karelik tahtanın tozuna bulamıştın. Her hamlen bir hüküm, her bakışın bir stratejiydi. Ben ise bir kenarda, senin o mağrur tavrını izlerken içimdeki merakın dizginlerini serbest bırakıverdim. "Ben de oynayabilir miyim?" dedim; sesimdeki o ürkek ama kararlı tınıyı bugün bile hatırlarım.

Masaya oturduğumda sanki devasa bir kaleye karşı tek başıma duruyordum. Ama o gün, senin tek bir piyonunu feda edip seni nasıl mat ettiğimi gördüğünde, sınıfın o donup kalmış surat ifadesi her şeye değerdi.

Ben mi? Şaşkınlıktan ve heyecandan yüzüne bakamıyordum ama içimde zapt edemediğim o kıkırtı, dudaklarımın arasından sızıp zaferimin melodisi oluyordu. İlk defa bir erkeği mat etmenin o mağrur hafifliği üzerimdeydi. Tabii, işin sırrı bende değil, abimin bana fısıldadığı o zehir gibi stratejide saklıydı...

Yenilgiyi hazmetmek, senin gibi birine ağır gelmişti; gözlerindeki o hırsı gördüm. "Tekrar," dedin, sesin bir emir gibiydi. Resmen iki teneffüs boyunca, zamanı durdurup o tahtanın başında hapsolduk. Ama bu sefer bir şartın vardı: "Oyun uzun olsun, kısa yoldan bitirmek yok."

Benim o iflah olmaz huyum işte... Kimseye "hayır" diyemeyen o yumuşak yanım yine ağır bastı, mecbur kabul ettim. Saatler gibi gelen dakikalar boyunca taşlar eksildi, meydan daraldı. Oyunun sonunda meydanda sadece iki yalnız padişah kalmıştı. O mağrur sesinle "Berabere," dedin.

Yani senin kitabında ya sen kazanırdın ya da kimse kazanamazdı; yenilgi asla o sayfaya girmezdi.
Sahi, bir gün yine kurar mıyız o 64 karelik ülkeyi? O tahtada savaşmak, bir tek seninle bu kadar zevkli, bir tek seninle bu kadar anlamlıydı.

#birgeçmişinhikayesi #64kareülkesindeyix #yaşadıkmınebunu #yaşandı
4 beğeni0 yorum