@Gri1zaman
Babamın numarasını silemedim. Belki arar diye bekletiyorum. Belki bir gün çalar telefon… Açarım heyecanla. “Yavrum” diye seslenirsin.
Ama işte… insanın kalbi, aklından daha inatçı oluyor. Aklım her gün sana ulaşamayacağımı söylüyor. Kalbim ise hâlâ ekrana bakıp bir titreşim bekliyor. Sanki bir mucize olacakmış gibi… Sanki ölüm, bir anlığına bile olsa geri adım atacakmış gibi…
Geceleri daha zor baba. Herkes uyurken ben susamıyorum. Telefonu elime alıyorum, ismine bakıyorum. Parmaklarım arama tuşunun üstünde duruyor… Basamıyorum. Çünkü biliyorum, o hat artık bana değil, yokluğa bağlı. Ve ben ilk defa bir numarayı değil, bir gerçeği arayamıyorum.
Senin sesin kaldı içimde… En çok da o “yavrum” deyişin. İnsan bir kelimeyi bu kadar özler mi baba? Ben özlüyorum. Çünkü o kelimenin içinde ben vardım… güvende hisseden, sırtını yaslayan, hiçbir şeyden korkmayan ben… Sen gidince sadece sen gitmedin. O ben de gitti.
Kimse senin gibi seslenmiyor artık. Kimse aynı yerden dokunamıyor içime. Kalabalıklar var etrafımda ama ben hep tek kişilik bir eksiklikle yürüyorum. Herkes tamam gibi… ben yarımım.
Biliyor musun… insan babasını kaybedince büyümüyor aslında. Sadece çocuk kalacak yeri kalmıyor. Ben de öyle kaldım işte. Ne tam güçlü olabildim, ne de sana sığınabildim. İkisinin arasında, sessiz bir yerde duruyorum.
Numaran hâlâ kayıtlı. Silmeye elim gitmiyor. Çünkü silersem… gerçekten gitmişsin gibi olacak. Şimdi en azından bir ihtimal var gibi hissediyorum. Küçücük, imkânsız bir ihtimal… ama benim tutunduğum tek şey o.
Bir gün ararsın diye değil… bir gün içimdeki sesin susmasın diye tutuyorum seni orada. Çünkü sen sustuğunda, dünya daha sessiz olmuyor… ben daha çok kayboluyorum.
Keşke bir kez daha arasaydın baba. Sadece bir kez. Hiçbir şey söylemesen de olurdu… Yeter ki o sesi duysaydım. Yeter ki yine “yavrum” deseydin.
Ben yine aynı yerdeyim. Telefonum açık… kalbim beklemede… ve ben, hiç çalmayacak bir aramayı hâlâ umut edecek kadar sana bağlıyım.
🌚
#gri1zaman
Ama işte… insanın kalbi, aklından daha inatçı oluyor. Aklım her gün sana ulaşamayacağımı söylüyor. Kalbim ise hâlâ ekrana bakıp bir titreşim bekliyor. Sanki bir mucize olacakmış gibi… Sanki ölüm, bir anlığına bile olsa geri adım atacakmış gibi…
Geceleri daha zor baba. Herkes uyurken ben susamıyorum. Telefonu elime alıyorum, ismine bakıyorum. Parmaklarım arama tuşunun üstünde duruyor… Basamıyorum. Çünkü biliyorum, o hat artık bana değil, yokluğa bağlı. Ve ben ilk defa bir numarayı değil, bir gerçeği arayamıyorum.
Senin sesin kaldı içimde… En çok da o “yavrum” deyişin. İnsan bir kelimeyi bu kadar özler mi baba? Ben özlüyorum. Çünkü o kelimenin içinde ben vardım… güvende hisseden, sırtını yaslayan, hiçbir şeyden korkmayan ben… Sen gidince sadece sen gitmedin. O ben de gitti.
Kimse senin gibi seslenmiyor artık. Kimse aynı yerden dokunamıyor içime. Kalabalıklar var etrafımda ama ben hep tek kişilik bir eksiklikle yürüyorum. Herkes tamam gibi… ben yarımım.
Biliyor musun… insan babasını kaybedince büyümüyor aslında. Sadece çocuk kalacak yeri kalmıyor. Ben de öyle kaldım işte. Ne tam güçlü olabildim, ne de sana sığınabildim. İkisinin arasında, sessiz bir yerde duruyorum.
Numaran hâlâ kayıtlı. Silmeye elim gitmiyor. Çünkü silersem… gerçekten gitmişsin gibi olacak. Şimdi en azından bir ihtimal var gibi hissediyorum. Küçücük, imkânsız bir ihtimal… ama benim tutunduğum tek şey o.
Bir gün ararsın diye değil… bir gün içimdeki sesin susmasın diye tutuyorum seni orada. Çünkü sen sustuğunda, dünya daha sessiz olmuyor… ben daha çok kayboluyorum.
Keşke bir kez daha arasaydın baba. Sadece bir kez. Hiçbir şey söylemesen de olurdu… Yeter ki o sesi duysaydım. Yeter ki yine “yavrum” deseydin.
Ben yine aynı yerdeyim. Telefonum açık… kalbim beklemede… ve ben, hiç çalmayacak bir aramayı hâlâ umut edecek kadar sana bağlıyım.
🌚
#gri1zaman
14 beğeni3 yorum