@Gri1zaman
1 sene önce amcamı kaybettim…
Aradan 8 ay geçti ve büyük annemi kaybettim. 7 ay önce babamı kaybettim…
Ve şu an annemden sonra annem dediğim babaannemin böbrek yetmezliği olduğunu ve hastaneye alındığını öğrendim…
İnsan bu kadar kaybı üst üste yaşayınca neye üzülmesi gerektiğini bile şaşırıyor. Gözyaşı bile kararsız kalıyor; hangisi için aksın, hangi acıyı taşısın bilmiyor. Her giden bir parça koparıyor içimden, ama en çok da geride kalan sessizlik yoruyor beni. Eskiden kalabalık olan o yerler şimdi bomboş… sesler eksik, kokular eksik, dualar eksik. Sanki hayat yavaş yavaş beni tanıdığım her şeyden uzaklaştırıyor.
Güçlü kalmaya çalışıyorum, çünkü başka çarem yokmuş gibi hissediyorum. Ama insanın içi güçlü kalmak istemiyor her zaman. Bazen sadece birinin “geçecek” demesine ihtiyaç duyuyorsun, inanmasan bile duymak istiyorsun. Her kayıptan sonra biraz daha erken büyüyorsun, biraz daha sessizleşiyorsun. İçimde konuşan bir ben var, bir de susturamadığım hatıralar…
Korkuyorum… hem de çok korkuyorum. Sadece kaybetmekten değil, içimde bir şeylerin kırılmasından korkuyorum. İnancımı kaybetmekten korkuyorum… isyan etmekten korkuyorum. Bu kadar acının içinde kalbimin sertleşmesinden, dilimin şükretmeyi unutmasından korkuyorum. Bazen içimden geçenlerle vicdanım arasında sıkışıp kalıyorum. “Neden” diye sormakla susmak arasında gidip geliyorum.
Ama yine de tutunmaya çalışıyorum… çünkü biliyorum ki koparsam tamamen dağılacağım. İçimde küçücük bir yer hâlâ sabretmeye çalışıyor, hâlâ umut etmeye çalışıyor. Belki de bütün bu acıların içinde kaybetmemem gereken tek şey o… İnancım. Çünkü ben en çok onu kaybedersem kaybolurum. Ve ben kaybolmaktan çok korkuyorum… gerçekten çok korkuyorum.
Aradan 8 ay geçti ve büyük annemi kaybettim. 7 ay önce babamı kaybettim…
Ve şu an annemden sonra annem dediğim babaannemin böbrek yetmezliği olduğunu ve hastaneye alındığını öğrendim…
İnsan bu kadar kaybı üst üste yaşayınca neye üzülmesi gerektiğini bile şaşırıyor. Gözyaşı bile kararsız kalıyor; hangisi için aksın, hangi acıyı taşısın bilmiyor. Her giden bir parça koparıyor içimden, ama en çok da geride kalan sessizlik yoruyor beni. Eskiden kalabalık olan o yerler şimdi bomboş… sesler eksik, kokular eksik, dualar eksik. Sanki hayat yavaş yavaş beni tanıdığım her şeyden uzaklaştırıyor.
Güçlü kalmaya çalışıyorum, çünkü başka çarem yokmuş gibi hissediyorum. Ama insanın içi güçlü kalmak istemiyor her zaman. Bazen sadece birinin “geçecek” demesine ihtiyaç duyuyorsun, inanmasan bile duymak istiyorsun. Her kayıptan sonra biraz daha erken büyüyorsun, biraz daha sessizleşiyorsun. İçimde konuşan bir ben var, bir de susturamadığım hatıralar…
Korkuyorum… hem de çok korkuyorum. Sadece kaybetmekten değil, içimde bir şeylerin kırılmasından korkuyorum. İnancımı kaybetmekten korkuyorum… isyan etmekten korkuyorum. Bu kadar acının içinde kalbimin sertleşmesinden, dilimin şükretmeyi unutmasından korkuyorum. Bazen içimden geçenlerle vicdanım arasında sıkışıp kalıyorum. “Neden” diye sormakla susmak arasında gidip geliyorum.
Ama yine de tutunmaya çalışıyorum… çünkü biliyorum ki koparsam tamamen dağılacağım. İçimde küçücük bir yer hâlâ sabretmeye çalışıyor, hâlâ umut etmeye çalışıyor. Belki de bütün bu acıların içinde kaybetmemem gereken tek şey o… İnancım. Çünkü ben en çok onu kaybedersem kaybolurum. Ve ben kaybolmaktan çok korkuyorum… gerçekten çok korkuyorum.
7 beğeni1 yorum