@Okan
18 Mart 1915 Çanakkale Zaferine ithafen...🇹🇷
Çanakkale Savaşı ile ilgili hepimiz çok şey okuduk, izledik ve dinledik. Ama beni en çok etkileyen hikayelerden birini sizinle paylaşmak istedim: Nusret Mayın Gemisi’nin hikâyesi.
"1911 yılında Almanya’nın Kiel şehrinde yer alan Friedrich Krupp Germaniawerft Tersanesi’nde inşa edilen Nusret, 1913 yılında Osmanlı Donanması’na katıldı. Birinci Dünya Savaşı başladığında İzmir’de bulunan gemi, 29 Ekim 1914’te ileri harekete geçti ve ertesi gün Çanakkale Boğazı’na girdi. Boğaz savunmasına destek vermek için mayın dökme ve İstanbul’dan mayın ikmali görevlerinde bulundu. 15 Ocak 1915’te İsa Reis Gambotu ile birlikte ateş açarak Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışan Fransız Saphir denizaltısını Nara açıklarında batırdı. Ancak Nusret’in en kritik başarısı, Çanakkale Deniz Zaferi’nin kaderini belirleyen 8 Mart 1915 harekâtıdır."
1915 yılının Mart ayında Çanakkale Boğazı günlerdir bombardıman altındaydı. İtilaf donanması sürekli keşif yapıyor, mayınları temizliyor ve “yol açıldı” sanıyordu. Ama fark etmedikleri bir şey vardı…
7 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gece, küçük ve mütevazı Nusret sessizce yola çıktı. Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey büyük bir risk aldı. Normalde mayınlar boğazın geçiş hattına döşenirdi. Hakkı Bey ise farklı düşündü: İtilaf gemileri, manevra yaparken Erenköy Koyu açıklarında dönüş alıyordu. Hakkı Bey, mayınları tam da bu dönüş hattına, yani düşmanın “güvende olduğunu sandığı” bölgeye döktü.
"Hafif sisli ve yağışlı 8 Mart sabahı, saat 05.00’te Nara’dan yola çıkan Nusret, Anadolu kıyısını izleyerek seyre başladı. Mayın hatlarından güvenle geçerek saat 07.00’de planlanan noktaya ulaştı. Saat 07.10’dan itibaren geri dönüşe geçerken, güvertesindeki 26 adet, her biri 80 kg patlayıcı olan mayını deniz seviyesinin 4,5 metre altına, kıyıya paralel olarak poyraz-lodos hattında ve aralarında yüzer metre olacak şekilde döktü. Bacasından mümkün olduğunca az duman çıkarmak için önlemler alan Nusret, hiçbir Müttefik gemisi tarafından fark edilmeden saat 08.00’de Çanakkale önlerine demirledi. Saat 10.00’a kadar süren sis ve yağmur, düşman karakol gemilerinin gemiyi görmesini engelledi."
Ve 18 Mart 1915 günü...
Düşman donanması saldırıya geçti. Her şey planlandığı gibi gidiyor gibi görünüyordu… Ta ki gemiler manevra yapana kadar.
Bir anda Bouvet battı. HMS Irresistible ağır hasar aldı ve battı. HMS Ocean sulara gömüldü. İtilaf donanması neye uğradığını şaşırdı; çünkü Nusret’in döktüğü mayınları hiç beklemiyorlardı.
O gece dökülen mayınlar savaşın kaderini değiştirdi, denizden geçişi imkânsız hâle getirdi ve “Çanakkale Geçilmez” sözünü tarihe yazdırdı. Küçük bir gemi, doğru zamanda alınan cesur bir kararla dünyanın en güçlü donanmalarından birini durdurmuştu.
Ufak bir bilgi daha:
"Osmanlı Donanması’nın diğer gemileri gibi, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası Nusret’e de İtilaf Devletleri tarafından el konuldu. Ancak Milli Mücadele’nin kazanılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Donanması’nda hizmet vermeye devam etti. Geminin Arapça olan isminin Türkçe okunuşu uzun süre tartışma konusu oldu. Sözlük anlamı “Yardım, Allah’ın Yardımı” olan gemi, bazı kaynaklarda Nusret, bazı kaynaklarda Nusrat olarak anıldı."
Çanakkale Savaşı ile ilgili hepimiz çok şey okuduk, izledik ve dinledik. Ama beni en çok etkileyen hikayelerden birini sizinle paylaşmak istedim: Nusret Mayın Gemisi’nin hikâyesi.
"1911 yılında Almanya’nın Kiel şehrinde yer alan Friedrich Krupp Germaniawerft Tersanesi’nde inşa edilen Nusret, 1913 yılında Osmanlı Donanması’na katıldı. Birinci Dünya Savaşı başladığında İzmir’de bulunan gemi, 29 Ekim 1914’te ileri harekete geçti ve ertesi gün Çanakkale Boğazı’na girdi. Boğaz savunmasına destek vermek için mayın dökme ve İstanbul’dan mayın ikmali görevlerinde bulundu. 15 Ocak 1915’te İsa Reis Gambotu ile birlikte ateş açarak Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışan Fransız Saphir denizaltısını Nara açıklarında batırdı. Ancak Nusret’in en kritik başarısı, Çanakkale Deniz Zaferi’nin kaderini belirleyen 8 Mart 1915 harekâtıdır."
1915 yılının Mart ayında Çanakkale Boğazı günlerdir bombardıman altındaydı. İtilaf donanması sürekli keşif yapıyor, mayınları temizliyor ve “yol açıldı” sanıyordu. Ama fark etmedikleri bir şey vardı…
7 Mart’ı 8 Mart’a bağlayan gece, küçük ve mütevazı Nusret sessizce yola çıktı. Komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey büyük bir risk aldı. Normalde mayınlar boğazın geçiş hattına döşenirdi. Hakkı Bey ise farklı düşündü: İtilaf gemileri, manevra yaparken Erenköy Koyu açıklarında dönüş alıyordu. Hakkı Bey, mayınları tam da bu dönüş hattına, yani düşmanın “güvende olduğunu sandığı” bölgeye döktü.
"Hafif sisli ve yağışlı 8 Mart sabahı, saat 05.00’te Nara’dan yola çıkan Nusret, Anadolu kıyısını izleyerek seyre başladı. Mayın hatlarından güvenle geçerek saat 07.00’de planlanan noktaya ulaştı. Saat 07.10’dan itibaren geri dönüşe geçerken, güvertesindeki 26 adet, her biri 80 kg patlayıcı olan mayını deniz seviyesinin 4,5 metre altına, kıyıya paralel olarak poyraz-lodos hattında ve aralarında yüzer metre olacak şekilde döktü. Bacasından mümkün olduğunca az duman çıkarmak için önlemler alan Nusret, hiçbir Müttefik gemisi tarafından fark edilmeden saat 08.00’de Çanakkale önlerine demirledi. Saat 10.00’a kadar süren sis ve yağmur, düşman karakol gemilerinin gemiyi görmesini engelledi."
Ve 18 Mart 1915 günü...
Düşman donanması saldırıya geçti. Her şey planlandığı gibi gidiyor gibi görünüyordu… Ta ki gemiler manevra yapana kadar.
Bir anda Bouvet battı. HMS Irresistible ağır hasar aldı ve battı. HMS Ocean sulara gömüldü. İtilaf donanması neye uğradığını şaşırdı; çünkü Nusret’in döktüğü mayınları hiç beklemiyorlardı.
O gece dökülen mayınlar savaşın kaderini değiştirdi, denizden geçişi imkânsız hâle getirdi ve “Çanakkale Geçilmez” sözünü tarihe yazdırdı. Küçük bir gemi, doğru zamanda alınan cesur bir kararla dünyanın en güçlü donanmalarından birini durdurmuştu.
Ufak bir bilgi daha:
"Osmanlı Donanması’nın diğer gemileri gibi, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası Nusret’e de İtilaf Devletleri tarafından el konuldu. Ancak Milli Mücadele’nin kazanılmasının ardından Türkiye Cumhuriyeti Donanması’nda hizmet vermeye devam etti. Geminin Arapça olan isminin Türkçe okunuşu uzun süre tartışma konusu oldu. Sözlük anlamı “Yardım, Allah’ın Yardımı” olan gemi, bazı kaynaklarda Nusret, bazı kaynaklarda Nusrat olarak anıldı."

11 beğeni0 yorum