@Okan
Alıntı...
Bir Koreli nörobilimci, zeki insanların neden hayatta takılı kaldığını tek bir cümleyle açıkladıktan sonra o akşam yemeğindeki herkesi sinirlendirdi.
Söyledikleri:
“Sıkışmış hissetmenizin sebebi, kafanızın içinde yaşıyor olmanız.
‘Zekası daha az’ insanlar ise dünyanın içinde yaşar.”
İlk başta herkes gülmüş.
Ta ki arkasındaki bilimi anlatana kadar.
“Çoğu zeki insan, beynin Default Mode Network (DMN) dediğimiz kısmıyla çalışır.
Bu ağ; analiz eden, tahmin yapan, senaryo kuran, geçmişi tekrar oynatan, şüphe eden ve aşırı düşünen bölgedir.”
Müthiş iş çıkarır… ama aynı zamanda bir hapishanedir.
Her ihtimali, her riski, her sonucu o kadar net görürsün ki
beynin harekete geçmene çok zor izin verir.
Netliğin tereddüdüne dönüşür.
Farkındalığın, hapisaneye.
Bu sırada “daha az IQ’lu” insanlar,
Direct Experience Network (DEN) ile çalışır.
Bu sistem şunlar içindir:
• yapmak
• denemek
• dokunmak
• deneyimlemek
• hata yapmak
• anında öğrenmek
DEN hayatı düşünmez.
Hayatla temas eder.
Sonuçları tahmin etmez. Onları direkt yaratır.
Bu yüzden, senden yarı zekâya sahip insanlar hayatta seni yürür gibi geçer. Onlarda senin yaşadığın zihinsel sürtünme yoktur. Adım atmadan önce beyinleri aşırı ısınmaz.
Simülasyonda değil, harekette yaşarlar… Masadaki hava bir anda sessizleşiyor ve bunun üzerine nörobilimci şunu ekliyor:
“Zihin ne kadar zekiyse, kurduğu tuzaklar da o kadar iyidir.” Zekân sana inanılmaz bir işlem gücü verir…
ama aynı güç, inanılmaz derecede ikna edici bahaneler, korkular ve felaket senaryoları da üretir.
Kaybetmen, yetersiz olduğun için değil.
DMN’in seni harekete geçmekten vazgeçirdiği içindir…
Bir Koreli nörobilimci, zeki insanların neden hayatta takılı kaldığını tek bir cümleyle açıkladıktan sonra o akşam yemeğindeki herkesi sinirlendirdi.
Söyledikleri:
“Sıkışmış hissetmenizin sebebi, kafanızın içinde yaşıyor olmanız.
‘Zekası daha az’ insanlar ise dünyanın içinde yaşar.”
İlk başta herkes gülmüş.
Ta ki arkasındaki bilimi anlatana kadar.
“Çoğu zeki insan, beynin Default Mode Network (DMN) dediğimiz kısmıyla çalışır.
Bu ağ; analiz eden, tahmin yapan, senaryo kuran, geçmişi tekrar oynatan, şüphe eden ve aşırı düşünen bölgedir.”
Müthiş iş çıkarır… ama aynı zamanda bir hapishanedir.
Her ihtimali, her riski, her sonucu o kadar net görürsün ki
beynin harekete geçmene çok zor izin verir.
Netliğin tereddüdüne dönüşür.
Farkındalığın, hapisaneye.
Bu sırada “daha az IQ’lu” insanlar,
Direct Experience Network (DEN) ile çalışır.
Bu sistem şunlar içindir:
• yapmak
• denemek
• dokunmak
• deneyimlemek
• hata yapmak
• anında öğrenmek
DEN hayatı düşünmez.
Hayatla temas eder.
Sonuçları tahmin etmez. Onları direkt yaratır.
Bu yüzden, senden yarı zekâya sahip insanlar hayatta seni yürür gibi geçer. Onlarda senin yaşadığın zihinsel sürtünme yoktur. Adım atmadan önce beyinleri aşırı ısınmaz.
Simülasyonda değil, harekette yaşarlar… Masadaki hava bir anda sessizleşiyor ve bunun üzerine nörobilimci şunu ekliyor:
“Zihin ne kadar zekiyse, kurduğu tuzaklar da o kadar iyidir.” Zekân sana inanılmaz bir işlem gücü verir…
ama aynı güç, inanılmaz derecede ikna edici bahaneler, korkular ve felaket senaryoları da üretir.
Kaybetmen, yetersiz olduğun için değil.
DMN’in seni harekete geçmekten vazgeçirdiği içindir…
9 beğeni2 yorum