Okan profil fotoğrafı

@Okan

Gece ağırdı.
Deniz, karanlığın içinde nefes alıp veren bir canlı gibi kabarıyor, karanlık bir örtü gibi uzanıyordu. Dalga sesleri, rüzgârın uğultusuyla birleşiyor, gemiyi sarsıyor, tahta gövdeden yankılanıyordu.
Gökyüzü susmuştu. Yıldızlar bile bu olaya tanıklık etmek istemiyordu.

"Kendimden nefret ediyordum.
İçimdeki adam her zaman o kadar haklıydı ki…
Ne söylese doğru, ne söylese hakkıydı."

Ben ve içimdeki adam birlikte bir yolculuğa çıkmıştık.
Rotası olmayan, bozuk bir pusulayla.

Dümenin başında ben vardım.
Ellerim soğuktu ve titriyordu. Ama bunun sebebi hava değildi; içimden gelen bir soğukluk vardı.
Ne tarafa kırarsam kırayım, gemi sözümü dinlemiyordu.
Sanki çoktan kararını vermişti.

Bir yere gidiyorduk. Ama orası neresi? Sanırım hiçbir yerdi.

Arkamda bir kıvılcım sesi yankılandı.
Bir kibrit yandı. Sonra derince bir nefes çekildi.

Dönüp bakmadım. Çünkü biliyordum.
O… yine oradaydı.

“O acıtmıyor, acıyordu.
Biliyordu ki; ne ben kaçabilirim ondan, ne de o sıyrılıp kopabilirdi benden.
Sanıyordu ki; ben hâkimim, o ise benim kalemimden çıkan kararla içimde mahkûm.
O yüzden boşvermişti her şeyi.”

Güvertede, ayaklarını uzatmış, sırtını soğuk demire yaslamış, hiçbir şey olmuyormuş gibi sigarasını içiyordu.

Dalgalar geminin yanlarını dövdü.
Tahtadan gemi gıcırdamaya başladı. İçeriden bir yerden suyun dolma sesi de geliyordu.

Ben dümeni daha sıkı kavradım.
Panik ve şiddetle “Batıyoruz,” dedim. Sesim rüzgârda dağıldı.

Ondan bir cevap gelmedi. Sadece duman… yavaşça havaya karıştı.

“Bir şey yap!” diye bağırdım çaresizce.
Sesim bu kez ona ulaştı.

Başını hafifçe çevirdi. Göz göze geldik.
Hiç acele etmeden bir nefes daha çekti.

İçimde çarpışan iki kişi vardı: biri mücadele eden, hayatta kalmak isteyen; diğeri ise teslim olmuş, vazgeçmiş, gözü yorgun ve umursamaz.

Başını hafifçe salladı, gözlerini kısarak dumanı üfledi.
“Ne fark eder?” dedi.
Sesinde yorgun bir teslimiyet vardı; bir bakıma ölüme razı olmuş gibiydi. Sanki yılların acısını çıkarır gibi bana doğru anlamsızca bakıyordu.

O an… deniz biraz daha kabardı.
İçimde bir şey kırıldı.

Her hareketim, her çabam, sanki daha fazla ağırlık getiriyordu. Öfke ve korkuyla çırpınıyordum. Ama karşımdaki kendi suretim, sadece sigarasından bir nefes daha çekiyor, izmariti denize atıyor ve yeni bir tane yakıyordu.

“Ben uğraşıyorum!” dedim. “Görmüyor musun?”
Omuz silkti.

“Görüyorum,” dedi. “Yoruldum sadece.”

Sessizlik çöktü aramıza.
Rüzgâr yön değiştiriyor, ama hangi yöne eseceğini bile bilmiyordu. Dalgalar daha da sertleşiyor, gemi hafifçe yan yatıyordu.

Ama bilmiyordu ki, batan bir gemide beraberdik.
Çalkantılı bir denizde, sığ sulara sürüklenen, ölümle yaşam arasında bir yerdeydik.

İçimdeki bu iki parça, bir gemide birbirine bağımlı ama ayrı, suda süzülüyordu. Mücadele eden tarafım hâlâ direniyor, ama batışın kaçınılmaz olduğunu biliyordu. Teslim olmuş tarafım ise dingin, neredeyse gülümseyerek beni izliyordu. Ve gemim, karanlık denizin ortasında, ruhumun çarpıştığı bir sahne gibi ilerliyordu.

Ben dümende mücadele ederken, o güvertede sigara içiyordu.
Benden bıktığı için, mücadeleyi reddediyor, ölmeyi seçiyor, kurtulmak istemiyordu.

Ben hâlâ dümenin başındaydım.
Hâlâ batmamak için bir şeyler yapıyordum.

Ama ilk defa…
Neden yaptığımı bilmiyordum.

Gemi bir kez daha sarsıldı. Bu sefer daha derinden.
Su artık içerideydi.

O ise… sigarasını bitirdi, izmariti denize attı.

Sonunda, dümenin başında bir an durdum. Gözlerimi kapadım, ellerim yavaşladı. İçindeki teslim olmuş adam, sigarasını son kez çaktı, dumanı geceye karıştı. Ve o an, her şey bir anda sessizliğe gömüldü: gemi hâlâ batıyor, deniz hâlâ kabarıyor, ama içerimdeki iki adam artık tek bir sessizlikte birleşmişti.

Ve sonra son kez onun sesini duydum.
“Bugün seni affettim.”
O an dudağımdaki sigara yere düştü.
Dumanı ise içimde sıkıştı.

#yazarkafe
#kendikalemim
Okan gönderi görseli
6 beğeni0 yorum