@Süt
-Hiç Tanrı'yla tanışmayı istedin mi, küçük hanım?
Kız, elindeki papatyayı çevire çevire yaşlı adama baktı.
-Tanrı'yla... tanışılır mı?
Yaşlı adam gülümsedi. Gülümsemesi, yılların getirdiği yorgunluğu açık bir şekilde gösteriyordu.
-İnsan, ömrü boyunca en çok tanışmayı unuttuğu kişiyle karşılaşır.
-Anlamadım.
-Anlamaman güzel.
Kız başını eğdi.
-Tanrı nerede?
Adam, bastonunun ucuyla toprağı hafifçe çizdi.
-Kimileri göğü gösterir. Kimileri denizi, kimileri yıldızları... Oysa ben sana başka bir yer söyleyeceğim.
-Neresi?
-Kalbin.
Kız hemen göğsüne dokundu.
-Burada mı?
-Hayır.
Kız şaşırdı.
-Ama az önce...
-Orası yalnızca etten yapılmış bir kapıdır. Ben kapının ardındaki odadan söz ediyorum.
-Kalbin içinde oda mı var?
-Her insanın içinde görünmeyen bir âlem vardır. Kimi oraya korkularını yerleştirir, kimi öfkesini, kimi sevgisini... Kimisi de Tanrı'sını.
-Tanrı'yı insan mı yerleştiriyor?
-Belki de.
-Koskoca Tanrı, küçücük bir yere sığar mı?
Adam hafifçe güldü.
-Bir tohum, koskoca ağacı içine sığdırabiliyorsa neden olmasın?
Kız uzun uzun düşündü.
-Ama Tanrı gerçekten varsa?
-İşte o zaman da seni, yine kalbinde bulacaktır.
-Nasıl yani?
-Dinle...
Adam gözlerini uzaklara çevirdi.
-İnsan öldüğünde yalnızca bedeni toprağa iner. Fakat kalbi, bütün ömrü boyunca inşa ettiği hakikatin eşiğinden geçer. Eğer bütün varlığınla en küçük şüpheye bile yer bırakmadan bir ışığa inanırsan, ölüm seni o ışığın kapısına götürür.
-Peki ya yanlışsa?
-Kalbin için yanlış diye bir şey yoktur. Kalp, kendisine mutlak olanı gerçek kılar.
-Mutlak ne demek?
-Bir daha geri dönmeyecek kadar kesin.
Kız sessizce başını salladı.
-O zaman biri... mesela...
Biraz düşündü.
-...Şekerlerden oluşan bir Tanrı'ya inansa...
Adamın gözlerinde belli belirsiz bir tebessüm dolaştı.
-...Ve buna bütün benliğiyle teslim olsa; ölümün ardından onu şeker kokulu bir cennet karşılayabilir.
-Gerçekten mi?
-Gerçek, bazen inancın giydiği elbisedir.
-Ya herkes farklı şeylere inanıyorsa?
-O vakit herkes, kendi kalbinin mimarı olur.
-Peki sen neye inanıyorsun?
Adam cevap vermedi.
Kız yeniden sordu.
-Senin Tanrı'n nasıl biri?
Yaşlı adam gözlerini kapadı.
-Ben, insanın kalbinde ne varsa ölümün onu büyüttüğüne inanırım.
-Yani...
-Kalbinde merhamet taşıyan, merhametle karşılaşır. Umut taşıyan, umutla... Karanlık taşıyan ise...
-...Karanlıkla mı?
-Evet.
Kız ürperdi.
-O zaman kötü insanlar?
-Onlar da kendi yaptıkları gecenin sabahına uyanırlar.
Bir süre ikisi de sustu.
Rüzgâr papatyaların arasından geçti.
Kız son kez sordu.
-Sen bütün bunları nereden biliyorsun?
Yaşlı adam, ilk kez doğrudan kızın gözlerine baktı.
-Sana bir sır vereyim mi?
-Ver.
-Ben bunların hiçbirini bilmiyorum.
Kız şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
-Ama... az önce hepsini anlattın.
Adam gülümsedi.
-Çünkü insan, en çok inanmak istediği şeyleri en güzel kelimelerle anlatır.
-Yani bunların hepsi yalan mı?
-Hayır.
-Doğru mu?
-Onu da bilmiyorum.
Kız sessiz kaldı.
Adam bastonuna yaslanarak ayağa kalktı.
-Ben sadece, senin kalbine hangi Tanrı'yı koyacağını merak ettim.
-Ya koymazsam?
Yaşlı adam yürümeye başladı.
Arkasına dönmeden cevap verdi.
-O zaman bir gün... biri gelir ve yerine kendi Tanrı'sını koyar.
-Süt
Ben bi ucubeyim
Kız, elindeki papatyayı çevire çevire yaşlı adama baktı.
-Tanrı'yla... tanışılır mı?
Yaşlı adam gülümsedi. Gülümsemesi, yılların getirdiği yorgunluğu açık bir şekilde gösteriyordu.
-İnsan, ömrü boyunca en çok tanışmayı unuttuğu kişiyle karşılaşır.
-Anlamadım.
-Anlamaman güzel.
Kız başını eğdi.
-Tanrı nerede?
Adam, bastonunun ucuyla toprağı hafifçe çizdi.
-Kimileri göğü gösterir. Kimileri denizi, kimileri yıldızları... Oysa ben sana başka bir yer söyleyeceğim.
-Neresi?
-Kalbin.
Kız hemen göğsüne dokundu.
-Burada mı?
-Hayır.
Kız şaşırdı.
-Ama az önce...
-Orası yalnızca etten yapılmış bir kapıdır. Ben kapının ardındaki odadan söz ediyorum.
-Kalbin içinde oda mı var?
-Her insanın içinde görünmeyen bir âlem vardır. Kimi oraya korkularını yerleştirir, kimi öfkesini, kimi sevgisini... Kimisi de Tanrı'sını.
-Tanrı'yı insan mı yerleştiriyor?
-Belki de.
-Koskoca Tanrı, küçücük bir yere sığar mı?
Adam hafifçe güldü.
-Bir tohum, koskoca ağacı içine sığdırabiliyorsa neden olmasın?
Kız uzun uzun düşündü.
-Ama Tanrı gerçekten varsa?
-İşte o zaman da seni, yine kalbinde bulacaktır.
-Nasıl yani?
-Dinle...
Adam gözlerini uzaklara çevirdi.
-İnsan öldüğünde yalnızca bedeni toprağa iner. Fakat kalbi, bütün ömrü boyunca inşa ettiği hakikatin eşiğinden geçer. Eğer bütün varlığınla en küçük şüpheye bile yer bırakmadan bir ışığa inanırsan, ölüm seni o ışığın kapısına götürür.
-Peki ya yanlışsa?
-Kalbin için yanlış diye bir şey yoktur. Kalp, kendisine mutlak olanı gerçek kılar.
-Mutlak ne demek?
-Bir daha geri dönmeyecek kadar kesin.
Kız sessizce başını salladı.
-O zaman biri... mesela...
Biraz düşündü.
-...Şekerlerden oluşan bir Tanrı'ya inansa...
Adamın gözlerinde belli belirsiz bir tebessüm dolaştı.
-...Ve buna bütün benliğiyle teslim olsa; ölümün ardından onu şeker kokulu bir cennet karşılayabilir.
-Gerçekten mi?
-Gerçek, bazen inancın giydiği elbisedir.
-Ya herkes farklı şeylere inanıyorsa?
-O vakit herkes, kendi kalbinin mimarı olur.
-Peki sen neye inanıyorsun?
Adam cevap vermedi.
Kız yeniden sordu.
-Senin Tanrı'n nasıl biri?
Yaşlı adam gözlerini kapadı.
-Ben, insanın kalbinde ne varsa ölümün onu büyüttüğüne inanırım.
-Yani...
-Kalbinde merhamet taşıyan, merhametle karşılaşır. Umut taşıyan, umutla... Karanlık taşıyan ise...
-...Karanlıkla mı?
-Evet.
Kız ürperdi.
-O zaman kötü insanlar?
-Onlar da kendi yaptıkları gecenin sabahına uyanırlar.
Bir süre ikisi de sustu.
Rüzgâr papatyaların arasından geçti.
Kız son kez sordu.
-Sen bütün bunları nereden biliyorsun?
Yaşlı adam, ilk kez doğrudan kızın gözlerine baktı.
-Sana bir sır vereyim mi?
-Ver.
-Ben bunların hiçbirini bilmiyorum.
Kız şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
-Ama... az önce hepsini anlattın.
Adam gülümsedi.
-Çünkü insan, en çok inanmak istediği şeyleri en güzel kelimelerle anlatır.
-Yani bunların hepsi yalan mı?
-Hayır.
-Doğru mu?
-Onu da bilmiyorum.
Kız sessiz kaldı.
Adam bastonuna yaslanarak ayağa kalktı.
-Ben sadece, senin kalbine hangi Tanrı'yı koyacağını merak ettim.
-Ya koymazsam?
Yaşlı adam yürümeye başladı.
Arkasına dönmeden cevap verdi.
-O zaman bir gün... biri gelir ve yerine kendi Tanrı'sını koyar.
-Süt
Ben bi ucubeyim
10 beğeni0 yorum