otopsicireiss profil fotoğrafı

@otopsicireiss

“Hayatımın en güzel zamanını yaşıyor olmam gerekiyordu.”
İnsan, kendisine vaat edilen mutluluğun zamanını hep yanlış yerde arar; çünkü mutluluk, takvimlere yazılan bir mevsim değil, ruhun karanlıkta bile kabul etmekte zorlandığı bir yanılsamadır. Plath’ın bu cümlesi, eksik kalmış bir neşenin değil, fazlasıyla yüklenmiş bir beklentinin ağırlığını taşır. İnsan çoğu zaman mutsuz olduğu için değil, mutlu olması gerektiği söylendiği için çöker. Çünkü “olması gereken” ile “olan” arasındaki uçurum, varoluşun en sessiz ama en derin yarasıdır.
Ve insan o yarayla yaşamayı öğrenir; dışarıdan bakıldığında hayat ilerler, anlar geçer, başarılar birikir… ama içeride, hiçbir şey gerçekten başlamamıştır. Sanki yaşanan her şey, başkasına ait bir hayatın provasından ibarettir. Kendi varlığının bile seyircisi hâline gelen insan, en çok da “en güzel zaman” denilen anlarda yabancılaşır kendine.
Çünkü hakikat şudur: İnsan, en parlak anında bile içten içe çürüyebilir. Ve o çürüme, dış dünyanın hiçbir ışığıyla aydınlanmaz. Tam da bu yüzden, cioran ’ın da dediği gibi: “İnsan, yaşadığı anın içinde değil, yaşayamadığı ihtimallerin gölgesinde boğulur.” Belki de mesele, hayatın en güzel zamanını yaşayamamak değildir; mesele, hiçbir zaman gerçekten “orada” olamamaktır. Çünkü insan, var olduğu yerde değil, eksik kaldığı yerde derinleşir ve en çok da o eksiklikte kendini bulur.Oysa trajedi, mutsuz olmak değildir; trajedi, mutlu olman gereken anda bile içindeki boşluğun susmamasıdır. Zaman sana “şimdi en parlak anın” derken, sen içten içe bunun bir sahne dekoru olduğunu sezinlersin. Ve işte o an, varoluşun en acı bilgisi kendini açığa çıkarır: Hayat, bize vaat edildiği gibi yaşanmaz; biz, onu nasıl hissediyorsak öyle vardır.

#cioran #plath
otopsicireiss gönderi görseli 1
9 beğeni0 yorum