@otopsicireiss
Hepimiz, ölümün büyük bir anı olacağını sanıyoruz. Sanki hayat, dramatik bir doruk noktasına ulaşacak da ölüm orada, sahnenin tam ortasında bizi bulacak gibi. Oysa ölüm, çoğu zaman bir doruk değil; bir kesinti. Yarım kalmış bir cümlenin ortasında konan nokta gibi.
İnsan, hep hazırlanabileceğini zanneder. “Daha var” der. Biraz daha zaman, biraz daha anlam, biraz daha tamamlanacak şey… Ama ölüm, tamamlanmışlıkla ilgilenmez. O, eksikliği sever. En çok da her şeyin henüz bitmediği anda gelir. Suyunu içerken, ekmeğini yerken, birine bir şey anlatacakken, bir cümleyi henüz kuramamışken… Hayatın en sıradan anı, onun için en uygun zamandır.
Belki de bu yüzden ölüm ürkütücüdür: Çünkü büyük değildir. Çünkü beklediğimiz kadar anlamlı değildir. Çünkü dramatik bir kapanış sunmaz. Aksine, sıradanlığın içine sızar. Bir sabah uyanamayış kadar sade, bir nefesin geri gelmeyişi kadar sessizdir.
Ve biz, kendimizi çok şey sanırız. Yapacaklarımız, söyleyeceklerimiz, yaşayacaklarımız… Hepsi sanki bir bütün oluşturacakmış gibi. Oysa hayat, hiçbir zaman tamamlanmaz. Her insan, eksik bir hikâyedir. Ölüm ise bu eksikliğin mühürlenmiş hâlidir.
İnsan, yaşamı boyunca bir anlam kurmaya çalışır; ama ölüm, anlamla ilgilenmez. O sadece zamanı keser. Ne bir açıklama yapar ne de bir gerekçe sunar. Bir anda, bir zamanda… Ve o an, diğer tüm anlar gibi sıradandır.
Belki de asıl trajedi ölümün gelişi değil, gelişinin bu kadar sıradan oluşu. Çünkü insan, kendine yakışan bir son hayal eder. Ama ölüm, kimseye kendine yakışan bir son vermez. Sadece olur.
Ve o olduğunda, geriye şunu fark etmek kalır eğer fark edecek biri kalırsa hiçbir şey tamamlanmamıştı. Zaten hiçbir şey tamamlanmayacaktı.
#ölüm #hayatyarımkalmışlıktanibarettiraksinisöyleyenottur
İnsan, hep hazırlanabileceğini zanneder. “Daha var” der. Biraz daha zaman, biraz daha anlam, biraz daha tamamlanacak şey… Ama ölüm, tamamlanmışlıkla ilgilenmez. O, eksikliği sever. En çok da her şeyin henüz bitmediği anda gelir. Suyunu içerken, ekmeğini yerken, birine bir şey anlatacakken, bir cümleyi henüz kuramamışken… Hayatın en sıradan anı, onun için en uygun zamandır.
Belki de bu yüzden ölüm ürkütücüdür: Çünkü büyük değildir. Çünkü beklediğimiz kadar anlamlı değildir. Çünkü dramatik bir kapanış sunmaz. Aksine, sıradanlığın içine sızar. Bir sabah uyanamayış kadar sade, bir nefesin geri gelmeyişi kadar sessizdir.
Ve biz, kendimizi çok şey sanırız. Yapacaklarımız, söyleyeceklerimiz, yaşayacaklarımız… Hepsi sanki bir bütün oluşturacakmış gibi. Oysa hayat, hiçbir zaman tamamlanmaz. Her insan, eksik bir hikâyedir. Ölüm ise bu eksikliğin mühürlenmiş hâlidir.
İnsan, yaşamı boyunca bir anlam kurmaya çalışır; ama ölüm, anlamla ilgilenmez. O sadece zamanı keser. Ne bir açıklama yapar ne de bir gerekçe sunar. Bir anda, bir zamanda… Ve o an, diğer tüm anlar gibi sıradandır.
Belki de asıl trajedi ölümün gelişi değil, gelişinin bu kadar sıradan oluşu. Çünkü insan, kendine yakışan bir son hayal eder. Ama ölüm, kimseye kendine yakışan bir son vermez. Sadece olur.
Ve o olduğunda, geriye şunu fark etmek kalır eğer fark edecek biri kalırsa hiçbir şey tamamlanmamıştı. Zaten hiçbir şey tamamlanmayacaktı.
#ölüm #hayatyarımkalmışlıktanibarettiraksinisöyleyenottur
7 beğeni0 yorum