@yosungozlu
Bir zamanlar insanları anlamanın bir erdem olduğuna inanıyordum. Birinin sesindeki titremeyi, susarken sakladığı kırgınlığı, gülüşünün arkasındaki yorgunluğu çözmeye çalışmak bana doğru geliyordu. Sanki herkesin içinde anlatılmayı bekleyen bir hikâye vardı ve ben o hikâyeyi sabırla dinlemeliydim. Belki de bu yüzden çoğu zaman kendi sessizliğimi erteledim; başkalarının duygularına yer açarken kendi sınırlarımı fark etmedim. Zaman geçtikçe şunu anladım: İnsanları anlamaya çalışmak güzel bir niyet olabilir ama herkes anlaşılmak istemez. Bazıları sadece haklı çıkmak ister, bazılarıysa kendini hiç anlatmadan anlaşılmayı bekler. En yorucu olanı da budur aslında; tek taraflı bir çaba. Çünkü bir noktadan sonra ne kadar dikkatli dinlersen dinle, ne kadar empati kurarsan kur, karşındaki kişi kendini görmek istemiyorsa hiçbir şey değişmez. İşte o zaman insan durup düşünmeye başlıyor. Belki de mesele herkesi çözmek değildir. Belki de her kalbin kapısını zorlamak gerekmiyordur. Bazen geri çekilmek, sessiz kalmak ve mesafe koymak da bir farkındalıktır. Çünkü insanları anlamaya çalışırken kendini kaybetmek çok kolaydır. Oysa insanın önce kendi iç sesini duyması gerekir. Kendi huzurunu, sınırlarını ve değerini korumayı öğrenmesi gerekir. Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki herkesi anlamak zorunda değilim. Bazı insanlar hayatımızdan geçip gider, bazılarıysa kısa bir süreliğine ders olur. Belki de büyümek tam olarak budur: Herkesi çözmeye çalışmayı bırakıp kendi iç dengeni korumayı öğrenmek. Çünkü bazen en büyük olgunluk, her şeyi anlamaya çalışmaktan vazgeçebilmektir.
9 beğeni0 yorum