yosungozlu profil fotoğrafı

@yosungozlu

Ölüm, insanın içine yavaşça çöken bir akşam gibidir; güneş batarken gökyüzü nasıl kızıllığa bulanırsa, kalp de vedanın ağırlığıyla öyle boyanır. Birinin varlığına alışmışken, sesini duymayı sıradan bir şey sanmışken, bir gün o sesin artık hiçbir yerden gelmeyeceğini bilmek… İşte insanı en çok o sessizlik yaralar. Ölüm sadece bir bedenin susması değildir; alışkanlıkların kırılmasıdır, hayallerin yarım kalmasıdır, “bir gün” diye ertelenen cümlelerin sonsuza dek askıda kalmasıdır. Geride kalan için zaman ikiye ayrılır: o kişi varken ve o kişi yokken. Aynı sokaklardan geçersin ama adımların daha yavaştır; aynı şarkıyı duyarsın ama içindeki bir tel kopmuştur artık. Çünkü ölüm, gidenin değil, kalanların kalbinde büyür. İnsan en çok da dokunamadığı son anı düşünür; keşke biraz daha sarılsaydım, keşke son kez yüzüne daha dikkatli baksaydım diye içini kemiren o pişmanlıkla yaşar. Ve yine de hayat devam eder; bu da en acı gerçektir. Dünya dönmeyi bırakmaz, kuşlar sabah yine öter, insanlar güler… Ama senin içinde bir yer eksiktir. Ölüm, insana ne kadar güçlü olduğunu değil, ne kadar kırılgan olduğunu öğretir. Sevmenin ne kadar cesur bir şey olduğunu hatırlatır; çünkü sevmek, bir gün kaybetme ihtimalini göze almaktır. Belki de bu yüzden ölüm bu kadar ağırdır: İçinde en saf sevgiyi taşır. Ve insan, o sevgiyi kalbinin en derin yerine gömer; çünkü bazı vedalar mezarlara değil , insanın içine defnedilir.
12 beğeni0 yorum